İMGELERİN PARÇALANMASI KURAMI - 1

2007-11-09 01:13:00
            İMGELERİN PARÇALANMASI KURAMI - 1

 

 

            İmge nedir; Peygamberlerin, sanatçıların, politik liderlerin, bilim adamlarının nesnel dünyadan önce onların bilinçlerine, sonra da alıcılara özgün biçimlerle yansıyan, gerçekliğin bazan tamamlanmış, bazan eksik, bazan da yanlış, çarpık, ayakları yere basmayan düşünsel, sanatsal, bilimsel, politik ve dinsel bir tablodur.

 

Çünkü şimdiye dek nesnel dünya dört biçimde kavranmıştır: Dinsel, sanatsal, politik ve de bilimsel imgelerle... Tüm bu kavrama biçimleri doğru diyalektiği içerdiği gibi yanlış olanı da içermiştir.

 

Madem ki dünya , şimdiye dek, Dinsel – Sanatsal – Politik ve Bilimsel olarak kavranmış; o halde, dört temel imge kategorisi var olmuştur. Bu imgeler, gelişme aşamalarına göre, zaman zaman yek diğerinin yapamadığını yapmış, gerçekleştiremediğini gerçekleştirmiştir.

 

Bu dört imge kategorisi arasında çağlar boyunca kanlı savaşlar oluşmuştur. Bilimsel imge, kendi gelişme süreci içinde çok acı çekmiş, zulme uğramıştır. Hal böyleyken,dinsel imgenin de acıdan ve zulümden payını almadığını söyleyemeyiz. O da kendi gelişmesini dayatabilmek için acıdan ve zulümden payını almıştır.

 

Tarihi gelişimin özel anlarında, ortaya çıkan güçlü, parlak görünen, cazibesi süper imgeler hem yaratıcılarını, hem de kitleleri peşinden sürüklemiş yeni liderler, dinler, uygarlıklar, yapıtlar, yeni buluşlar meydana getirmiştir.

 

Tarih boyunca imgeler çarpışmış, zaman zaman da uzlaşma noktaları aramışlardır. Dinsel imgeler, çözümsüz kaldıkları, güçsüz oldukları yerlerde, bilimsel-politik-sanatsal imgelere ödün vermekten çekinmemiştir.Aynı tavrı diğer imge türlerinde gözlemek olasıdır.

 

Bu duruma somut durumun somut yorumuna göre, insanoğlunun bütünsel bir dünya imgesi yoktur. Çünkü binlerce yıldır parçalanmış bir imgeler dünyasında yaşamaktadır. İşte bizim, İMGELERİN PARÇALANMASI KURAMI adını koyduğumuz durumun temeli budur. Bu temelden hareketle, gerçeği görmek zorundayız. Gerçek işte bu temeldedir.

 

Nesnel dünya, doğal yasaları yönüyle, işleyişiyle tam, eksiksiz ve bağlamlıdır. Fakat buna karşın, sosyo-ekonomik süreçler yönüyle çarpık, yanlış, haksız ve parçalanmış durumdadır.

 

Bu eksikliğe tarih bilgisinden ve tarih bilincinden gelen eksikliği, yetersizliği, yoksunluğu da eklersek, imgelerin parçalanmışlığı daha da artar.

 

Dört temel imge kategorisi bile nesnel ve öznel dünyayı tam ve bağlamlı olarak anlatmaya yetmezken, bunlardan yalnız biriyle gerçekliği kavramaya çalışmak ne kadar yetersiz bir tutumdur. Dört imge kategorisinin dördüyle de bağlamlı olarak düşünmek her önder kişinin, kurumun, kuruluşun, partinin, hatta devletin harcı değildir. Zaten bugüne değin, bu kurumların, kuruluşların, partilerin ve liderlerin böyle bir tutumları da olmamıştır. Onlar, ortaya attıkları kuramları -tabii ki doğru olduklarına inandıkları için- sonuna kadar savunmuşlardır. Oysa somut yaşam, en tutarlı görünenleri dahi bir süre sonra, elemeye, eleştirmeye hatta yok etmeye başlamıştır. Üstelik dört imge kategorisinin tarihsel gelişim içindeki akışını, başkalaşmasını izlemek, özümsemek her liderin, sanatçının harcı değildir.

 

Hiçbir imge kategorisi donup kalmamış, sürekli gelişim göstermiştir. Sözgelimi dinsel imgeler, sıfır noktasında ya da ortaya çıktıkları biçimlerle kalmamışlardır. Gelişerek ve güçlenerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. İmgelerin çarpışması demek, ideolojilerin çarpışması demektir.

 

Liderlerin bilincine önce imgesel olarak yansıyan nesnel ve öznel dünya, sonradan sembolik, mitik bir yapı kazanmış, daha sonra da tabulara dönüşmüştür.

 

İmgeler her zaman saf olarak yansımazlar. Gene de saf imgeleri dinde ve bilimde buluruz. Politik ve sanatsal imgeler her zaman karmaşıktır. Bir politik-sanatsal imgenin diğerlerinden ödünç aldığını görebiliriz; fakat bilimsel imgelerin böyle bir işlemi her zaman reddettiği olgusaldır. O halde, bilimsel imgeler her zaman inatçıdır ve uzlaşmaz bir karakter taşırlar. Dinsel imgeler, bilimsel imgelere göre simetrik bir huya sahiptirler.İnatçı ve uzlaşmaz bir karaktere bürünmüşlerdir. Buna karşılık ödünç alma işleminde bulunurlar.

 

Dinsel imgelerin, bilimsel imgelerden daha doğru, daha tutarlı olduğunu savunmak, imgelerin tarihsel-güncel-pratik yaşamlarını bilmemektir. Kuantum fiziği, kendinden önceki bilimsel imgeleri parçalamıştır. Bilimdeki gelişmeler, bilimsel imgelerin parçalanışından başka bir şey değildir.

 

Bilimsel imgelerin parçalanışına ilişkin yüzlerce örnek vermeyi gereksiz görüyorum. Politik imgelerin parçalanışına ilişkin en güzel örnek Marks’ın Hegel’i yorumlayışıdır. İdealist diyalektiği Marks, materyalist diyalektiğe dönüştürmüştür. Aynı şekilde Ricordo’nun görüşlerini eleştirerek, onun “değer kuramı” verilerinden hareketle, “artık-değer” kuramını bulmuştur. Benzeri bir gelişmeye Lenin’in kuramsal çalışmalarında rastlarız. İngiliz sosyalistlerinden ve sosyal reformcularından en özgünü  J. A. Hobson’un fikirlerinden esinlenerek “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” adlı yapıtını meydana getirmiştir. Tüm bunlar, aslında ‘imgelerin parçalanması kuramı’nı açıklar örneklerdir. Marks ve Hobson, Emperyalizm olgusunu görememişlerdi. Görememeleri bir hata, eksiklik ve suç değildi.

 

Bu gelişmeleri bilirsek, dar görüşlülükten, bağnazlıktan kurtuluruz. İşte tüm gelişme aşamaları göz önünde bulundurularak şöyle bir sonuca varabiliriz: Bir sanatsal imgeyi ya da bilimsel imgeyi, diğerlerine tercih etmek, biricik duruma getirmek, diğer imgeleri hafife almaya götürür insanları.

 

Bilimsel imgeye dört elle sarılanlar, diğer imge kategorileriyle dünyayı kavramaya çalışanları hafife almaya, inkara, hor görmeye doğru itiyor. Bu durum da, liderlerle, kitleler arasında iletişim kopukluğuna neden oluyor. Sonuçta ordusuz komutanlarla, komutansız ordular ortaya çıkıyor. İşte bu somut durumu iyi değerlendiren, finans kapital çevresinin liderleri, kitlelerin imgesini yakalayıp onları bir sürü gibi idare edebiliyor. Sadece ve sadece kitlelerin imgesini yakalamakla ve örgütlü olmakla güçlü olabiliyorlar.

 

Nesnel dünyada halk tabakaları bu dört imge kategorisinden hiçbiriyle dünyayı algılamamıştır. Aslında halk, imgesel düşünmez, düşünemez. Mümkün değildir. Halk sadece ve sadece imgelerin posasıyla düşünmüştür. Nesnel dünyayı töresel, geleneksel, mitik, sembolik ve yanlış bir yorumla da olsa somut olarak düşünmüştür. Halkın yaşamında kurama yer yoktur. Bir başka deyişle halkın kafasında hiçbir zaman imge olmamıştır.

 

Halk imgeleri yaşar fakat anlayamaz. Halk imgelerden etkilenir. Etkilenmesi anladığından değildir. Etkilenmesinin nedeni, imgenin gücüdür, cazibesidir. Müslüman olanlar, müslümanlığı anladıklarından değil; proletarya, Marksizmi-Leninizmi anladığından değil, etkilendiğinden sürüklenmiştir o yola. Öyle olmasaydı, bugün hala bu iki etkili kuram, birçok ülkede en okumuş kişiler tarafından tartışılır mıydı? Bir şey anlaşılmışsa, artık tartışmaya gerek yok.

 

Bilimsel imgelerle düşünen insanlara, dinsel imgeler saçma geliyor. Dinsel imgelerle düşünenleri geri kafalı hatta bilinçlenmemiş, kanmış, aldatılmış, saf olarak görüyorlar. Bu tavrı daha da derinleştirenler var. Aynı şekilde dinsel imgelerle düşünenler de bilimsel imgelerle düşünenleri en başta dinsiz, imansız, hayvandan daha aşağı olarak görme eğilimi ağır basıyor. Bu iki imge kategorisi arasındaki anlaşmazlık, zıtlık, kopukluk, halkın bütün tabakaları arasında yaygın. Korkunç iletişimsizliğin kaynağı burada ... Bu aslında, bir sürü psikolojisinden başka bir şey değildir. Bir kitle salt namaz kılıyor, Allah’ın adını ağzından düşürmüyor diye birbirine sevgi, saygı, bağlılık duyarken; diğerlerine karşı düşmanca hislerle, tavırlarla dolu oluyor. Bu aslında toplumsal imgelerin parçalanışıdır. Bu durumdan zarar gören yine aynı kitledir.

 

İnsanlık düşmanları, bu somut durumdan yararlanmasını iyi beceriyorlar. Çoğunluğu, azınlığa karşı kışkırtarak, kırdırarak kendi gemilerini yürütmenin yolunu biliyorlar. Azınlık durumda olanları da zaman zaman yüreklendirerek, yanıltarak çoğunluğa karşı kullanıyorlar.Aslında azınlık da, çoğunluk da çıkarcıların dümen suyuna hizmet ediyor. Dinsel imgelerle düşünenler genellikle çoğunluğu, bilimsel imgelerle düşünenler de azınlığı meydana getiriyor genellikle. Aslında bunlara, düşünenler değil, düşündüğünü sananlar demek daha doğru olur. Çıkarcılar, günümüzde finans kapital zümresi, dinsel imgelerle düşünenlerin intikamını alıyormuş gibi görünüp bilimsel imgelerle düşünenlere saldırıyor, eziyor. Çoğunluğun hoşuna gidecek davranışlarda bulunuyor, sürekli hem çoğunluğu, hem azınlığı eziyor.

 

- - - -

 

Bütün geri kalmış, geri bıraktırılmış, sömürge ve yarı sömürge ülkelerde, egemen dinsel imgelerle birleşen, bürokratik, yasal,militarist, antidemokratik baskılar sürekli maske kullanma gereğini duyuyorlar. Maskesiz ve yalansız yapamıyorlar. Dayandıkları temel dinsel ve ulusal imgelerdir. Tümceleri değişik olsa da, her zaman,vatan elden gidiyor, din elden gidiyor vb. teranelerdir. Yutturuyorlar da... Oysa finans kapital zümresi yalnız çıkara, paraya önem verir. Amacı yalnızca paradır, kardır. Çoğunluğun, halkın imgelerini araç olarak kullanır.

 

Çıkarcıların her zaman halka karşı silah olarak kullandıkları temel imgeleri onların elinden almak gerekir. Bu da, dinin safsata, saçma, afyonlayıcı bir şey olduğunu propaganda etmekle olmaz. Olmuyor da... Dinsel imgeleri parçalayabiliriz kağıt üzerinde. Üç beş kişiye gerçekleri anlatabiliriz. Ama kitlelere asla...

 

Bilimsel imgelerle düşünenler, dünyayı yeniden yorumlamalıdırlar. Çıkarcıların elinden bu silahı almalıdırlar. Dinsel imge bir kaledir. Bu kaleyi feth etmek gerekir. Yüzyıllardır gele gele bu kalenin surları dibinde can vermek ya da burçlarından aşağı tepesi üstü atılmak gerekmez. Yeni bir yöntemle kaleye nüfuz etmek gerekir. Bunun yolu yordamı da dinsel imgeyi hor görmemekten, inkar etmemekten, yeni bir anlayışla yorumlamaktan geçer.

 

Böyle bir yaklaşım önerisi halkı kandıralım kuyrukçuluk yapalım, şirin görünelim anlamında değildir. Onu, sosyal demokratlar sahte bir şekilde yapıyorlar. Ve halk da inanmıyor onlara doğal olarak.

 

Önerinin maddi temeli vardır; Dünyayı azınlık bir grup insan, bilimsel imgelerle kavramaya çalışıyorsa; çoğunluk kitleler dinsel kaynaklı kavramaktadır. Bilimsellik her olasılığı hesap etmeyi gerekli kılar. Nasıl ki çıkarcılar, her şeyi inceden inceye hesap ediyorsa, çıkarcı olmayanlar da aptalca bir dürüstlükten, aptalca bir bilimsellikten yana olmamalıdırlar.

 

Kitlelerin bilinçaltını yalnız bilimsel imgelerle ikna edip, arıtamazsınız. Bilimsel imge, toplumsal yaşamı değiştirmek istiyorsa, saf, çıplak bir halde halkın yaşamına katılamaz. Halk, evet kendi çıkarını tam olarak bilmez, bilemez ama su katılmamış çıkarcı bir yapıya sahiptir. Sürekli olarak bireysel çıkarların peşindedir. Kesinlikle toplumsal çıkarlarını düşünmez. Siyasal anlamda çıkarlarının bilincine varması çok zordur.

 

Bilimsel imgeyle, dinsel imge arasında Çin Seddi çekilmiştir. Bu seddi yıkmak gerekir. Hem bilimadamları, hem de din adamları görevi üstlenmek zorundadır. Din, bilimin varmak istediği yere, dinsel imgelerle varmıştır. Çok önceden. Bilim bunu pratiğe sokmakla görevlenmektedir. Bizimki gibi ülkelerde halk ezildikçe, yoksullaştıkça sözde dine sığınır, Ezenler de halka bol bol din ikram ederler. Sözde bilimsel imgeye sarılanlar, hem halka, hem de ezenlere kızarlar.

 

Pekiyi bu aldatmaca ne kadar sürecek? Bir yanda sözde bilimsel düşünenler, halktan kendilerini soyutlamakla kandırıyorlar kendilerini; bir yanda halk kandırıyor kendisini. Aldanan ve aldatılan aynı kapıya çıkıyor: Biri bilimselliğe sarılanlar, diğeri dine sığınanlar. Bu aldanıştan karşılıklı doyum elde ediyorlar. Yaşama karşı bir doyum, denge üretiyorlar. Böylesine kahredici bir doyuma son vermeli. Bilimsel imgeyle, dinsel imge arasındaki seddi yıkmalı.

 

İmgeleri parçalayanlar: Bilindiği kadarıyla önce Hz. İsa, Sonra Hz. Muhamed, çok sonra Marks-Engels ve Lenin bütün imgeleri parçalamış olan önder insanlardır. Saydıklarımız önemli konaklardır.

 

Fakat bir Marks ve Engels’ten çok önce Hallac-Mansur, Allah imgesini parçalamıştır. Doğaldır ki derisi yüzülerek öldürülmüştür. M.S. 858-922 Yıllarında yaşamış İranlı bir kelamcıdır “Sofi”. Bilindiği kadarıyla Mansur “Enel-Hakk” demiştir. Anlamı “Ben Allah’ım” demektir.

 

Bizim tarihimizde bir Şeyh Bedrettin çıkmış, “yarin dudağından gayrı her şeyde ortağız” diyerek bütün imgeleri parçalamıştır. Doğaldır ki onunda sonu ölümle bitmiştir. Şeyh Bedrettin, Spinoza’dan, Kant’tan, Deskartes’den, Hegel’den ve Marks’tan önce yaşamış, mücadele etmiş, M.S. 1417’de idam edilmiştir.

 

Mustafa Kemal de Türk toplumunun imgesini üç alanda parçalamış bir önderdir: Doğruluk-Batılılık ve Türklük... alanlarında. Aynı zamanda iyi bir sentezci olduğu için başarılı olmuştur. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali gibi edebiyatçılar sadece sol anlamda Türk toplumunun imgesini parçalamaya çalışmışlardır. Dinsel ve hatta bilimsel imgelerle düşünenlerin çoğu bunlara sahip çıkmak istememişlerdir. Karşılarına Çin Seddi çıkmıştır. Sabahattin Ali öldürülmüş, Nazım hapislerde çürütülmüş, öldürülmemek için dışarı kaçmak zorunda kalmıştır.

 

Günümüz Türk şairlerinden yaşayanları içinde imgeleri iyi parçalayanların başında Hilmi yavuz gelmektedir. Yavuz, Bedrettin Üzerine Şiirler, Doğu Şiirleri, Gizemli Şiirler, Zaman Şiirleri adlı yapıtlarıyla imgeleri parçalamıştır.

 

 Murathan Mungan, “Şahtiyan” ve “Yaz Sinamaları”yla; Ahmet Telli “Su Çürüdü”yle, Ahmet Özer “Gecenin Kanayan Yerinden”iyle imgeleri parçalayan şairler arasındadır.

 

Ortaya attığımız kuramın ışığında, imgeleri parçalayan sanatçıları, din adamlarını, bilim adamlarını, politik liderleri yorumlamayı sürdüreceğiz.

 

 

Cavit YILDIRIM

HOMEROS / 1990

0
0
0
Yorum Yaz