![]()
![]()
Bilindiği gibi 08.09.2005 Perşembe günü Alkım Yayınevi tarafından (rekor sayılacak bir baskıyla) Ahmet Altan’ın “En Uzun Gece” adlı romanının dağıtımı yapıldı. Dağıtımdan önce de basında reklâmları yer aldı. Her ne kadar roman bize henüz ulaşmamış olsa da yazımız “En Uzun Gece” üzerine.
Bir eserin sanat eseri olabilmesi için gerekenleri sıralayacak değilim ama yazarın tek bir eseri sanat eseri olabilir düşüncesindeyim. Bunun örneklerini de verebiliriz: “Osman Cemal Kaygılı – ÇİNGENELER” Çingeneler yazarın tek eseridir, sanat eseridir. Osman Cemal Kaygılı ünlü bir yazar mıdır? Hayır. Günümüzün popüler kültür okurlarına göre ise hemen hiç bilinmeyen bir isimdir.
Yukarıdaki örneği özellikle verdim! Yazarın sanat eseri ortaya koyabilmesi için bir Orhan Pamuk, bir Yaşar Kemal, bir Attila İlhan (...) kadar ünlü olması gerekmiyor. (Gene biliyoruz ki pek çok sanat eseri yayım sorunu yaşamaktadır.)
Yazar, eleştirmen Cavit Yıldırım’ da Gösteri, Sanat Olayı, Temmuz, Karşı Edebiyat, Dönem, Dönemeç, Edebiyat 81, Yaba/Öykü, Gençlik Dünyası, Kıyı dergilerinde yazdı. Homeros dergisini çıkardı.
Dönemin bir çok yazarıyla sıcak ilişkiler kurdu, yılarca yazıştı.
Sevgili Attila İlhan ağabey, gençlik yıllarından tanıdığı (Karşıyaka vapur iskelesinde beklerdim A. İlhan’ı, evine kadar birlikte yürür, hep edebiyat üzerine konuşurduk. [C. Y.’nin kendi ifadesi]) Cavit Yıldırım’a Sanat Olayı’nda “hoş geldin” dedi, yeni bir eleştirmenin gelişini öven dizeleriyle.
Yayın yönetmenliğini Erhan Bener’in yaptığı Sanat Rehberi Dergisi’nin 1984 yılında açmış olduğu eleştiri yarışmasında “YALANCI ŞAFAK’ta Anlatım Teknikleri ve Bir Praksis Olarak: CİNSELLİK” adlı eleştirisiyle birinci oldu.
Cavit Yıldırım sıkı eleştirmendi.
Ağustos 1987 de Sanat-Koop yayınlarından ilk kitabı (roman) çıktı. Ocak 1988 de kitap ikinci baskıyı yaptı. O yıllarda katıldığı roman yarışmasını da sanırım sevgili Hilmi Yavuz ağabey hatırlayacaklardır.
Düşün, Yaba/Öykü, Homeros, Yazıt, Kıyı dergilerinde, Anadolu’nun bir çok gazetesinde, Yugoslavya’da Tan Gazetesi’nde, Priştina Radyosu’nda tanıtıldı eser.
T. Sait Halman (o yıllarda ABD’de bulunuyordu) Amerika’dan övgü dolu satırlarını yazacak, Abdullah Rıza Ergüven eleştirisini Yugoslavya’da Tan Gazetesi’nde yayınlacaktı.
13.09 1989 yılında (İzmir) Aziz Nesin, Arif Damar, Kerim Korcan, Veysel Çolak’la yan yana imza gününe katıldı C. Yıldırım. Bu ilk romanını imzaladı.
Bir çok yazara (imzalı) gönderildi.
Kitabın (roman) adı neydi dersiniz?
Eylül 1991 yılında ikinci kitabını okuruyla buluşturdu Cavit Yıldırım: 1980-1990 TÜRK ROMANI (ROMANIMIZ) ÜZERİNE ELEŞTİRİLER (Abdullah Rıza Ergüven’in eleştirisini de kendi romanının eleştirisi olarak kitabına aldı.)
Kısa bir süre sonra da rahatsızlandı. Sol böbreğinde yumurta büyüklüğünde bir taş oluşmuştu. Bu taştan kurtulması 10 yılını alacaktı. Bir günü ayakta geçse de üç günü yatakta geçecekti. Yazmaya ara verdi mi? Hayır, onu içini yakan bir kor olarak taşıyacaktı. Haziran 2003 te yayınladığı üçüncü kitabı “Mevlânâ’nın Kedisi’ne kadar!
On yıl belki çok fazla bir zaman değil, ama belki de çok uzun bir zamandır. Her gün yeni bir yazarın ismini duyduğumuz dikkate alınırsa, bir yazarın isminin unutulması için yeterli bir zamandır da. Yazar medyatik değilse!!!
Şimdi tekrar soralım, Cavit Yıldırım’ın ilk kitabının adı neydi?
“Çingeneler”den başka bir “Çingeneler” daha yok. “Hasretinden Prangalar Eskittim”den başka bir “Hasretinden Prangalar Eskittim” de yok. (Diğerlerini yazmama da gerek yok.) Olsaydı, sanırım “ayıp” olurdu.
Ya da (başka bir isim bulamıyorsa yazar) kitabının ilk sayfasına bu ismin başka bir yazar tarafından daha önce kullanıldığını belirtir yazar, saygı dolu cümleleriyle!
Bazı sözler klişe haline gelmiş ve nasıl ki tarihin deryalarına demir atmışsa; (“Sen de mi Brütüs?”, “Seni ben bile kurtaramam.”, “Haydi canım sen de!”) aynı zamanda bunlar kadar olmasa da bazı eser isimleri çok çok bilinmese de onlar da sanat tarihinin deryasına atılmış birer demirdir.
Bu saygı ve sevgiyi, anlayışı çürütecek örneklere rastlamak da mümkündür!
“Ben Sana Mecburum”, “Zaman Şiirleri”, (...) (Affınıza sığınarak örnek olması için yalnızca birer kitabınızı örnek alıyorum) eser ya da şair ismi meşhur olmasaydı değerinden bir şey kaybeder miydi? Sanmıyorum. Fakat her değer mutlaka meşhur olur savına da inanmıyorum. Bu ne akli, ne mantiki, ne de felsefi (...), hiçbir değeri olmayan bir savunma sistemidir.
Acaba yukarıya isimlerinizi aldığım sizler, eserlerinizin birinin ismini başka bir yazarın eserinde görseniz ne/neler hissederdiniz?
Şimdi bir kez daha soralım: Cavit Yıldırımın ilk kitabının adı neydi?
Yanıtı (bildiğiniz / tahmin ettiğiniz gibi) biz verelim: EN UZUN GECE
Yukarıdaki onca tanıtıma rağmen Ahmet Altan’ın Cavit Yıldırım’ın “EN UZUN GECE” adlı eserinden haberi olmamış olabilir mi?
Sorunun içindeki “giz”i ve yanıtı kendisine bırakalım!
(Hiçbir suçlamada bulunmadan.)
Saygılarımla...
İrfan Mutluer
Tire- 8 Eylül 2005
Not: Bu yazının yazıldığı tarihten sonraki iki ay içinde iki büyük değer, önce Attila İlhan, sonra da Cavit Yıldırım aramızdan ayrıldı. Attila İlhan’ı hiç görmedim, eserlerinden, röportajlarından, TV sohbetlerinden tanıyorum. Cavit Yıldırım 11 yıldır dostumdu. Hakkını ödeyemeyeceğim dostum. En Uzun Gece’sinin başka bir kitaba isim olmasına çok üzüldü. Sanırım bu yazıyı da bundan dolayı kaleme aldım. Kendisinin okumuş olmasından dolayı ise ayrıca mutluluk duyuyorum.